Bugun...
Şanlıurfa °C

23-06-2015
Sinan YUSUFOĞLU

Sinan YUSUFOĞLU

"Seyyid Kutup'u Anlamak''

Ona teklifte bulundular: “ şimdiye kadarki söz ve hakaretlerinde yanıldığını beyanda bulunarak cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır’dan özür dilersen eğer, İdam hükmünden vazgeçecek ve beraatını mümkün kılacaktır.”

El cevap: “ eğer idamı hak etmiş olarak hakkın emri ile ipe çekiliyorsam buna itiraz etmek haksızlıktır. Eğer batılın zulmüne kurban gidiyorsam, batıldan merhamet dileyecek kadar alçalmam!...”

Bu sözleri onu eleştirenleri iffetle susturmuştu. Onu ölümsüz kılan ve tüm İslam alemine adını duyuran onun ne kadar iyi bir önder olduğunu ve 20. Yüzyıl intifadasına duyarlı bir mücahit olduğunu gözler önüne sermişti. Ancak İslam âlemi onun kıymetini anlayıncaya kadar aradan uzun zaman geçmişti Hz. Kutup ise Eş – Şeyh Abdülfettah İsmail ve Muhammed Yusuf Havvaş’la birlikte haklarında çıkan idam kararıyla 29 Ağustos 1966’da çoktan şehadet şerbetini içmiş, Rabb-ir Rahimine kavuşmuştu.

1906 yılında Aslen Arabistanlı olup Mısır’a göç eden, çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Dedesi, babası ve annesi dindar ve takva sahibi insanlardı. Ailesinin, özellikle de annesinin yoğun isteği üzerine küçük yaşta Kuran’ı ezberledi.

Ailesinin manevi ikliminde temel attıktan sonra El- Ezher Üniversitesinde orta ve lise tahsili yaptı. Daha sonra Daru’l – Ulum Fakültesi’ni bitirdi. 1933 yılında aynı fakültede Edebiyat dalında öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı.

Seyyid kutub almış olduğu eğitimler, yazdığı kitaplar ve çıkardığı dergiler incelendiğinde bütün eserlerinin özünde hayatı boyunca Kelime – i Tevhidin yeniden Ashabın anladığı gibi anlaşılması ve yaşanılması için mücadele ettiğini görmek mümkündür. Zira “yoldaki işaretler” adlı kitabında Kelime – i tevhidin anlamı ve önemi üzerinde durmuştu. Onun pek çok düşünceden sonra geldiği nokta, “insanlığın kurtuluşunun tek yolu Kuran’a sıkı sıkıya bağlanmak ve uymaktır” düşüncesi olmuştur.

Hayatının bir döneminde sosyoloji alanında doktora yapmak için Amerika’ya gitmişti. Doktora yaptığı dönemde sosyalizm düşüncelerinden etkilenmiş Garip Gureba edebiyatı yapmıştı. O, hayatını iki devreye ayırmış ve bu devresine “cahiliye devri” adını vermiştir. Bu dönemlerde kaleme aldığı “İslam’da Sosyal Adalet” adlı eserinde Hz. Osman ve Hz. Muaviye hakkındaki bazı sözleri nedeniyle İslam çevrelerinden büyük tepki toplamıştır. Bu eserini 1946 yılında yazmaya başlamış ve iki yıl süren bir yazım aşaması sonunda 1948 yılında bitirmiştir. Eser farsça, Türkçe, almanca, Fransızca ve İngilizceye tercüme edilmiştir. Kitabın ilk baskılarında Hz. Muaviye ve beraberindeki sahabe-i kiram ile Hz. Osman’ı tenkit eden sözler sarf etmiştir. Bu sözleri Müslüman bilim adamları tarafından hoş karşılanmamış ve ağır eleştirilere maruz kalmıştır. Ancak hatasını gören ve kabul eden Kutub, kitabın 6. Baskısında bu hatasını gidermiştir. Seyyid kutub, farkına vardığında hatasından dönmesini bilmiş, rabbinden kendisini ve kitabının daha önceki baskılarını okuyarak Hz. Osman, Hz. Muaviye ve beraberindeki sahabe-i kirama karşı yanlış algı oluşturan okurlarını bağışlamasını dilemiştir.

 

Hayatının ikinci döneminde ise İslami fikir ve anlayışının derinleştiği, olgunlaştığı dönemdir.  Bu dönemde Müslüman Kardeşler Cemiyeti ile iyi ilişkilerde bulunmuş ve “Yeni Fikir” adında bir dergi çıkarmıştır.

Sosyalizm’in ideolojik yapısını çözmüş ve 20. Yüzyıl demokrasisine ilgi duymuştur.  Batıdaki özgürlük, hak ve adalet sisteminin İslam dünyasında da olması için çaba harcamış ve bu düşüncesi başına birçok iş açmıştır. Sonunda Müslüman Kardeşler Cemiyetinin hükümet ile arası bozulunca hapse mahkûm edilmiştir.

60 yıllık hayatı boyunca türlü sıkıntılar çekmiş işkencelere maruz kalmış ve en sevdiği yakınları gözünün önünde bir bir şehit edilirken bir an olsun hak bildiği yoldan ayrılmamış, geri adım atmamıştır. Öyle ki mahkemesini izlemek amacıyla Mısır’a gelen insan hakları temsilcisinin Seyyid Kutub’un vücudundaki işkence izlerini görmemesi için mahkemesi İnsan hakları temsilcisinin Mısır’dan ayrıldıktan iki hafta sonrasına ertelendi. 15 yıl hapis cezasına çarptırılmasına rağmen 10 yıl sonra sağlık durumu sebebiyle ev hapsine alındı. 1965 yılında yazdığı “yoldaki işaretler” adlı eserinden dolayı tekrar tutuklanmıştır. Üstelik hastalıkları giderek artmış yaşı 60’a dayanmıştı.  O inancı uğruna tüm zorluklara gögüs germiş, hatta bu yolda canını vermekten, şehadet şerbetini içmekten dahi çekinmemiştir. O, düşünceleriyle ve yaşantısıyla peşinden gelenlere örnek olan, ışık tutan örnek bir müslümandır. Kendinden sonra gelen İslam âlimlerine, tarik’at, cemiyet ve cema’atlara örnek olmuştur. Onun başından geçenlerden sonra yazdığı eserler Müslüman davetçilerin ilk başvurduğu kitaplar haline gelmiştir. Ayrıca günümüzde kuranı en iyi şeklide anlamak ve yaşamak isteyenlerin odak noktası haline gelmiştir. Ancak onun şehadetinden sonra ondan etkilendiğini ileri sürerek ortaya çıkan bazı alimler onun söylemlerinden bir takım çıkarımlarda bulunarak yalan- yanlış prensipler üretimişlerdir. Dolayısıyla sorumluları kendileridir. Bunlar gibi seyyid kutub’u anlamadan yanlış bilgilerle ortaya çıkan sözde âlimlerden dolayı birçok yanlış anlaşılmalara maruz kalmıştır. Tabi bir de bu durumu kasıtlı olarak yapanlar da mevcuttu. Özellikle Türkiye’de İslam bilincinden, ümmet bilincinden yoksun bazı kişi ya da kişiler insanları ondan soğutmak için çeşitli karalama kampanyaları düzenlemiştir. İşte biz 21. Yüzyıl gençleri bu gibi zehirleyici ve köreltici dedikodulardan vesveselerden uzak durmalıyız. Eskiden bilgiye ulaşmak ne kadar zor ise günümüzde de bilgi kirliliğinden arınmış saf bilgiye ulaşmak o kadar zordur. Niceleri, “küfre karşı durmak imanın gereğidir” demesine rağmen Seyyid Kutub’u bidatçılıkla ve mezhepsizlikle suçlamaktadır. Tüm bu iddialara cevap olarak günümüzde, Mısır’daki Müslüman Kardeşler (ihvan) yapılanmasına baktığımızda Seyyid kutub’tan izler görürüz. Biricik kızı olan Esmanın Şehide edilmesiyle duyduğu üzüntüyü ona yazdığı mektupla dile getiren Müslüman kardeşler lideri Muhammed El Bilteci’nin üzüntüsü milyonlarca müslümanı yasa boğdu. Suriye, Filistin ve mısır gibi birçok İslam beldesinde şehid edilen din kardeşlerimiz için gıyabi cenaze namazları kıldık dualar ettik. Doğru olanda buydu zaten. Peki ya kız kardeşlerinin çocuklarını ve kardeşlerini gözlerinin önünde işkence ile öldürülen Seyyid Kutub Hz. nin acısına ne kadar ortak olmuştuk dersiniz?  

 Onca işkenceye rağmen ikna edilemeyen, boyun eğmeyen Kutub’u ikna etmesi için kız kardeşi Hamide’yi gönderiyor zalimler. Ondan davasından vazgeçmesini, şimdiye kadar yaptığı söylemleri yazdığı kitapları hatta dergileri yalanlamasını, yanıldığını taahhüt etmesini istiyorlar… Seyyid kutup Hz. Adeta Ecdadımız Fatih Sultan MEHMET’in “ Eğer kanımla yükselecekse Hz. MUHAMMED’in (s.a.v) dini, durmayın ey kılıçlar, doğrayın beni!’’ dediği gibi Şehitlik makamına yaşarken intikal etmiş ruhuyla;

 "Eğer idamı hak etmiş olarak hakkın emri ile ipe çekiliyorsam buna itiraz etmek haksızlıktır. Eğer batılın zulmüne kurban gidiyorsam, batıldan merhamet dileyecek kadar alçalamam!" diyor ve Şehadet şerbetini içiyor… 

MAKALE YORUMLARI
FACE BOOK


ÇOK OKUNAN HABERLER
yeni izler
ANKETİMİZE KATILIN

ŞANLIURFA'DA EN ÇOK ÇALIŞAN BELEDİYE HANGİSİ ?

ŞANLIURFA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
EYYUBİYE BELEDİYESİ
HALİLİYE BELEDİYESİ
KARAKÖPRÜ BELEDİYESİ
SURUÇ BELEDİYESİ
SİVEREK BELEDİYESİ
BİRECİK BELEDİYESİ
AKÇAKALE BELEDİYESİ
VİRANŞEHİR BELEDİYESİ
CEYLANPINAR BELEDİYESİ
Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ